| 5-6-7-8-9 |
|
5-Ben bilirim Bu yazımda sizlerle kendisinin her zaman doğrucu olduğunu zanneden o doğrultuda davranış sergileyenler konusunu işlemek istedim, Birçoğumuz her şeyi ben bilirim, benim doğrularım tektir, ben ne dersem öyledir, bunlara benzer tavır takınan insanlarla karşılaşmışızdır, hatta kendimizin de böyle bir hasleti olması muhtemeldir. Daha önceki yazılarımda olduğu gibi bu konuda kimseyi yargılamak gibi bir düşünceye sahip değilim, kendimce fikirlerimi siz değerli okuyucularımla, hemşerilerimle paylaşma gereği duydum. Yazımı okuduktan sonra etkilenip kendini gözden geçiren ve bu bağlamda eksiklerini düzeltme gayreti içerisine girenler olursa beni mutlu etmesi muhtemeldir.
Kendi doğrularımızın, yaşam felsefemizin ve prensiplerimizin olması bunlarında bireysel farklılık göstermesi gayet doğaldır. Yaşam kaynağımız, yönümüz, kaderimiz ile bağlantılı olan bu konular hayatımızın vazgeçilmez unsurlarıdır. İnsanoğlu her yaptığı işte, attığı adımda ya da konuştuğu kelimede her daim doğruyu bulması, söylemesi, yanında olması mümkün değildir. İnsanlık tarihinde bunların birçok örneği vardır, önemli olan mesele hataları en alt düzeye çekebilme başarısını göstermek, ya da telafisi mümkün olan hatalar yapmak, yanlışlardan ders çıkarmak olmalıdır. Her şeyin en iyisini ben bilirim ben yaparım gibi sabit düşünceleri bir kenara bırakarak, konumuzun içeriği ne olursa olsun, paylaşılmasında özel bir durum yoksa her ne kadar bildiğimiz, sürekli yaptığımız, uzmanlaştığımız, ihtisas kazandığımız işleri de kapsasa, bazı zamanlarda bizlerin göremediği ve farkına varamadığı hususların gözden kaçtığı durumlarda meydana gelebilmektedir. Bunlar bazen çok basit detaylar olmakta, hatta ben neden böyle düşünmedim nasıl atladım diye kendimize yer yer sitem ettiğimiz olmuştur bazen de bildiğimizi sandığımız konuya hiçte hâkim olmadığımız, bilmediğimiz ortaya çıkmaktadır. İşin açıkçası kendimizi, doğrularımızı istişare etmeden bunları tespit etmemizde imkânsızdır aynı şekilde hayatımızda başarılı biri olduğumuzun ortaya çıkması içinde bir kişiye ya da topluma ihtiyacımız vardır, çünkü başarı tek başına ortaya çıkmaz mutlaka bireyler arası testlerden veyahut okuldaki gibi sınavlardan, yarışmalardan kazançlı çıkanlar başarılı sayılmaktadır. Yani tek başımıza ben bu konuda çok doğrucuyum üstüme kimseyi tanımam demek tutarsızdır, tabiri caizse hamama girip terlememiz lazımdır. Kısaca önce hamama girebilme özgüvenini gösterip, doğruları bulmada, dile getirmede ilk aşama olarak ben her konuda doğruyu bilemem, bilmediğim nokta olabilir bu düşünce yapısını kendimize kılavuz yapmalıyız. Doğru bildiklerimizi paylaşmadan, bilmediklerimiz bir bilene sormadan akabinde öğrenmeden hayat başarı eğrimizde çıkış yapmamız sekteye uğrayacaktır. Bu konuda birey olarak bilgiyi paylaşmak yâda bildiğini aktarmak topluma katkı sağlamak hepimizin en önemli görevidir. Karanlığa bir ışık yakanlardan olmamız-olmanız dileğiyle… Bilgin KUTLUĞ Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
6-Ramazan; Amacım içerisinde bulunduğumuz mübarek RAMAZAN ayının güzelliklerini kendi yorumlarım doğrultusunda sizlerle paylaşmak, bizler için önemli ve özel olan akabinde kardeşlik, merhamet ve şefkat duygularının coştuğu bu ayda yapılan faydalı hasletlerden bunun sonucunda dünya ve ahret hayatımıza direk etkisinden bahsetmek istiyorum. Hepimizin bildiği üzere ramazan ayını diğer aylardan ayıran en büyük özelik içerisinde oruç ibadetinin bulunmasıdır, bu ayı oruçlu geçirenler, ibadet edenler ve düşkünlere yardım edenler kısaca bu ayın tüm gereklerini yerine getirenler mutlak kazançlı çıkacaklardır. Bizim toplumumuz ise ramazan ayının önemini iyi kavramıştır, gerek hayırseverlik gerekse ibadetleri yerine getirme konusunda yüksek derecede hassasiyet göstermekte, özellikle bu aya has oruç ibadeti büyük oranda kabul görmektedir. Yaşantımızdaki tüm eylem ve davranışlarımızın temelini oluşturan samimiyet olgusuna bu ayda daha da dikkat etmemiz ve davranışlarımız kontrol altına alıp, söylemlerimize azami derecede özen göstermeli ve sabırlı olmalıyız, bu konuda bireysel olarak hepimize düşen sorumluluklar olduğu gibi, içerisinde yaşadığımız toplumunda aynı şekilde ramazana has ibadetlerin tam anlamıyla yerine getirilmesi, davranışlara dikkat etmesi sosyal yapımıza olumlu farklar katacak, geri dönüşümü olumlu olacaktır. Kısaca bu ay nefisleri dizginleme günahlardan uzaklaşma, hayat muhasebesi yapmak gayretinde olanlara vazgeçilmez fırsatlar sunmaktadır. Kutsal kitabımızda da bahsedildiği üzere bu ayda yapılan tüm ibadetlerin ve hayırların karşılığı cenabı mevlamız tarafından verilecektir. Hepimizin yakınlarından bu ramazan ayında aramızda olmayan ve hakkın rahmetine kavuşanlar olması muhtemeldir, bu noktada bir gün bizim başımıza da aynısını geleceği malumdur, işte bunun bilincinde olmayı başaran akabinde hayatını, davranışlarını yaşam felsefesinin grafiğini buna göre çizenler ve yahut gayret içerine girenler üstüne üstlük tüm bunları samimiyetle yapmaya çalışanlar hem bu dünya hayatında hem de ahret hayatında kazançlı çıkacaklardır. Bunun yanında hayırlı hasletleri yerine getirenler, kazanmış olduğu alışkanlık ve ibadetleri devamını getirmeyi başaranlar, bu doğrultuda adım atanlar, gayret içerisine girenlerinde kazançlı çıkması muhtemeldir. Bunun paralelinde ise içersinde yaşadığımız toplumun hassasiyetleri de değinmiş olduğum hususlar doğrultusunda sürekli üstüne koymakta, ramazan ayında ibadetlerin farkını anlayan akabinde lezzetini alıp devamını getirenler çoğalmaktadır. Bu bağlamda hepimizin aklına toplum tarafından kabul gören ve uygulanan mevzular niçin aynı oranda toplum yapısına yansımamakta davranışlar onun paralelinde sağlıklı yürümemekte yer yer sekteye uğramakta vb… sorular gelebilir. Bunun önemli ve tek nedeni samimi ve içten olmamaktır. Her işimizde mutlak olması gereken samimiyet olgusunu göz ardı etmeden, hata yapmaktan korkmadan, bilmediklerimizi bir bilene sorarak, sorgulayıp araştırıp doğruyu bulmak, özelikle günümüz koşuları çerçevesinde sağlamasını yaparak tüm bunların sonucunda ise samimiyetle hayatımıza uygulanması gereklidir. Bunun yanında kazanmış olduğumuz bilgileri başkalarına aktarırken yapıcı tutumlar içerisinde olmakta büyük önem arz eder, çünkü sizin ne anlatmak istediğiniz değil kişinin ne algıladığı önemlidir, kişiler algıladıkları bilgiler doğrultusunda harekete geçer, aktarma ve anlatma işini konunun uzmanlarına yada ihtisas sahibi toplum tarafından kabul gören şahsiyetlere bırakmak en doğru yöntemdir. Ramazan ayı içerisindeki ibadet ve hayırlı işleri birkaç satırda anlatmanın imkânsız olduğunun farkındayım amacım bilinen konuları tekrar etmek kendi düşüncelerimi sizlerle paylaşmaktı, bu bağlamda sözlerime son verirken siz değerli hemşerilerimin hepimiz için kutsal olan bu ayı hakkıyla yaşayan, ibadetlerini samimi ve içtenlikle yerine getiren sonucunda kazananlardan olmanız- olmamız dileğiyle… Allah (c.c) tutmuş olduğunuz oruçları ve yaptığınız hayırları kabul etsin… AMİN Bilgin KUTLUĞ 7-Fayda Bu yazımda sizlerle kaybolan, teslim edilemeyen veya edilmeyen değerler hakkında düşüncelerimi paylaşmak akabinde hayırla hatırladığımız, değerini geç anlayabildiğimiz ve yerleri bir daha kolaylıkla doldurulamayan kişilerden bahsetmek istiyorum. Mutlak suretle hepimizin akrabalarından, dostlarından ve sevdiklerinden şu kısacık dünya hayatından ayrılıp ahret hayatına göç edenler vardır. Maalesef bu yadsınamaz bir gerçektir, varlık olarak her ne kadar dünya düzeni biz insanoğlunun ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuş ise de bizlerin bu dünyadaki misyonu elbet bir gün son bulacaktır, bu noktada elimizden fazla birşey gelmemektedir. Ancak ömür süremizi kestirmek mümkün olmasa da hayat mücadelemiz devam etmektedir, bazılarımız maddi açıdan çok iyi yaşamakta, bazılarımızın ise manevi yönü ağır basmakta veyahut herikside hayatımızın akışına orantılı bir şekilde yansımakta ve yön vermektedir. Bizlerden önce gelen atalarımız, dedelerimiz veya babalarımız bizlere hayati değerler noktasında çok şeyler öğretmişler bunun devamında ise yerkürede gelişim ve değişim insanoğlu sayesinde inanılmaz bir hızla süreklilik kazanmıştır, bu noktada üzerimize düşen sorumluluk ise geçmişten bizlere bırakılan değerleri ileri taşımak ve gelecekte kullanılmasının yolunu açarak sonraki nesillere sağlıklı bir şekilde aktarmak olmalıdır. İnsanoğlu doğası gereği insanlar hayatta iken hak ettiği değeri vermemekte ancak elindekinin değerini kaybedince anlamaktadır. Bazen de birileri gerçekleri gün yüzüne çıkarana kadar beklemekte, önemli işlere imza atan kişileri yitirdikten sonra hakkı ve değeri çok sonraları hatırlanmaktadır. Bu olayların böyle olmaması, kişilerin gerçek değeri, değerinin farkında olacağı, kendi sininde haz duyacağı, henüz nefes alırken ve hayatta iken verilmesi gerektiği çoğumuzun mutabık olacağı konuların başında gelmektedir. Kaldı ki tüm bu hususların hepimiz tarafından sadece bilinmesi yeterli gelmemekte, bilinmekte olanların öncelikle yapıcı düşüncelere dönüştürülerek bir sonraki aşama da davranışlar haline getirilmesi ve halk kitlelerinin artan oranda katılımlarının sağlanması yadsınamaz gerçektir, aksi takdirde yukarıda da bahsettiğim gibi insana verilen değer yitip gitmekte ya da üzerinden hayli zaman geçtikten sonra hatırlanmaktadır, neden böyle olduğu konusunda birçok etken vardır genel manada insanlarda şöyle bir anlayış hâkim olmaktadır,” ben neden takdir edeyim veya bana ne çıkarı olur değer verdiğim kişi acaba benden daha el üstünde tutulursa” buna benzer benliğimizle direk bağlantılı birçok vesvese ortaya çıkmakta ve maalesef büyük bir çoğunluğumuz tarafından gerçek değer verilmesi gereken kişiler göz ardı edilmektedir. Gelinen nokta itibariyle işin özünde hak sahibine doğal süreç içerisinde yani kişi henüz hayata iken hakkını teslim etmek olması gerektiğidir, fakat insanoğlu ne hikmetse hakkın rahmetine kavuştuktan sonra teslim etme gayreti içerisine girilmekte ve genelde de belirli bir günle savuşturulmakta ya da gelenek göreneklerimizde olmayan alakasız ve traji komik anma programlar yapılamakta yaralanan vicdanların rahatlatmak için gayret sarf edilmektedir. Bir başka durum ise kendimize çevremiz tarafından değer verilsin diye olmadık işler peşinde koşmaktır, en çok ve en sık kullanılan ise kendi yakınlarımızdan hakkın rahmetine kavuşmuş çevremiz tarafından tanınan ve yeni nesil tarafından pek bilinmeyen kişileri sırf kendi yakınımız olması münasebetiyle olmadık övgüler yapmamız hatta kimse kendimize yorduğumuzu anlamasın diye başka materyaller kullanmamız bunlara en yakın örnekler ise yakınımızın dâhil olduğu meslek, tahsil, görev bunlara benzer birçok işleri ön plana çıkarmaya çalışarak yakınımız üzerinden kendimizin veya soyumuzun değer verilmesi, saygı duyulması gerekenler olduğu kanaati yaratma gayreti içerisinde girmekteyiz, kabul etmek gerekirki insanoğlu yeryüzüne gelişinden itibaren doğası gereği ön plana çıkmayı asırlar boyunca hep öncelikleri arasına almıştır, günümüz dünyasında etrafımızda böyle davranış sergileyen insanların olması doğal sürecin bir devamı niteliğindedir. Asıl olan bizlerin içerisinde yaşadığımız topluma neler verebiliyoruz? Ne kadar menfi katkımız vardır? Veya somut herhangi bir gayretimiz içerisinde miyiz? Bunlara üzerinde durmak gerektiğidir, takip edilmesi gereken ve üzerinde önemle durulması gerekende bunlardır. Kaldı ki kişiler yaşamış olduğu topluma zerre kadar bir fayda sağladıysa ne tahsili ne mesleği nede bir başka uğraşı önemli değildir, hak ettiği bir yer varsa er yâda geç mutlaka karşılığını alır, bu hususta endişeye mahal yoktur, bizim insanımız ahde vefalıdır yiğidin hakkı hiçbir zaman havada bırakmaz mutlak suretle teslim eder, dolasıyla benim atam benim akrabam deyip benlik yaparak konuyu sürekli gündeme getirmek hatalıdır, böyle bir yöntem kimseye bir şey kazandırmaz hatta zamanla kişilerin takıntılı hale gelmesini sağlayabilir, olması gereken ise değer verilmesi istenenlerin bıraktığı yerden bayrağı daha da ileri taşıma cesareti göstermek için çalışmak ve gayret sarfetmekdir. Günümüz koşulları içerisinde yapılması muteber olan önemli eserlere imza atanları, rehber olanları, katkı sağlayanları ve ben insanım için nasıl faydalı olurum? diye kafa yoranları henüz hayatta iken takdir etmek olmalıdır. Bunda inanın gocunacak ve çekinecek bir durum yoktur bazen bir teşekkür bile tahmin edemediğimiz gönül kapılarını sonuna kadar açmaktadır. Çünkü kişiler yitip gittikten sonra ortaya çıkarılan değer sadece bizlerin vicdanının kısmi rahatlamasını sağlamakta başka da bir faydası olmamaktadır. Asıl değer henüz yaşarken verilendir çünkü bu değer uzun solukludur hem gönülleri ferahlatır hem de vicdanları rahatlatır. Bilgin KUTLUĞ 8-Farkındalık Ülkemiz konumu ve yapısı itibarıyla sıkıntılı günlerden geçmekte, gerek Dünyada ki küresel kriz gerekse ülke içi ekonomik şartlar ve bulunduğu coğrafyadan kaynaklanan konum itibarıyla dünyanın gündemini sürekli meşgul etmektedir. Bir ülkenin önemli konulara ön ayak olması veya arabuluculuk yapması uluslar arası konularda etkin olduğunun bir göstergesidir. Burada ki dikkat edilmesi gereken husus ise mevcut krizi iyi yönetmek uluslar arası konulardaki dahlimizin farkına varmak, konulara vakıf olmak, kısacası dersimizi tüm yönleriyle iyi çalışmak olmalıdır. Bu doğrultuda hesabımızı kitabımızı tüm yönleriyle planlamak, aşama aşama ve sabırla ülkemiz menfaatlerini her platformda yorulmadan ve yılmadan savunmak olmalıdır. Bir başka önemli konu İse; uluslar bilgi çağının verdiği avantajla eski alışkanlıklarını bir kenara bırakmış mevcut çağa ayak uydurma gayreti içerisindedir, ileri teknolojiye sahip ülkeler, gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkeleri bir nevi teknoloji sömürgesi haline getirmek için büyük gayretler içerisine girmişlerdir. Mevcut dünya düzeninde ulusların istihbarat örgütleri ve ülke yönetimleri bilgi teknolojilerin avantajlarından her safhada yararlanmaktır. İnsanoğlu artık çağımızın nimetlerinin büyük bir kısmını hasımlarını yok etmek için kullanma çabasındadır. Gelişmekte olan ülkeler ise bilgi çağının getirmiş olduğu gelişmelerini kaçırmamak için sürekli hazırdan yemekte bu da kendi bilgi üretim mekanizmalarının paslanmasına veya körelmesine neden olmaktadır. Bu nedenle bilgi üretimi azalıp arz talep makası daha da açılmakta, Ülkeler sanal bir teknoloji tanışıp kendi bilim sektörünü de baltalamaktadır. Ayrıca birçoğumuz bilgi teknolojilerinin bizlere sağladığı imkânları akıl süzgecinde arındırmadan kullanmaktayız. Nasıl ki arındırılmamış suları içmek sağlımıza zarar verebiliyorsa yani işin kaynağından uzaktaysan mutlak suretle olumsuz etkileri kaçınılmazdır. Bu noktada yapılmak istenen bilgiden yararlanmak olsa da uygulama aşamasında çeşitli etkenler devreye girmekte varılmak istenen sonuç sekteye uğramaktadır. Ayrıca kullanmış olduğumuz teknolojik materyallerin de henüz sağlımız veya ruhumuz üzerindeki olumsuz etkileri tam manasıyla çözülememiştir. Kaldı ki Bilgi teknolojisiyle ilgili olmak mutlak önemlidir fakat ezbercilik üzerine kurulan bir bilgi eninde sonunda yıpranmağa, yıkılmağa mahkûmdur. Burada yapılması gereken bilginin alt yapısına ulaşmak, çalışmaları eğitim süreci içerisine dâhil edip süreklilik kazandırmak, toplumun tüm katmanlarında merak uyandırmak, ilgilerini çekmek yeni fikirler üretilmesine olanak sağlamaktır. Sözün özü akıl almaz bir hızla gelişen bilim çağında teknoloji sömürgesi olmamak istiyorsak marka yaratmaktan, yenilikleri yakalamaktan, tüketim toplumu yerine üretim, değişim - gelişim toplumu olmaktan ve yeni nesilleri bilinçlendirmekten geçmektedir. Bunu başarabilen toplumlardan olmak dileğiyle… Bilgin KUTLUĞ 9-Ölüm Bu yazımda sizlere dünya hayatımıza direk etkisi olan, iman ve vicdan sahibi kişilerin attığı adımlarda azami dikkat etme mecburiyeti getiren, bazılarımızın sonun başlangıcı diye tabir ettiğimiz, yaşarken sık konuşmak istemediğimiz, canımızı sıkan, ibret alıp, hayatımızın akışında köklü ve olumlu değişimler yaptırabilen ÖLÜM’ den bahsetmek istiyorum.
Bilgin KUTLUĞ |
| Haber EKLE |
| Duyuru EKLE |
| Tarihçeye EKLE |
| Coğrafi Yapıya EKLE |
| Derneğimize EKLE |
| Kurum ve Kuruluşlara EKLE |
| Yazarlarımız |
| Dağarcık'a EKLE |
| Video Galeri |
| Resim Galerisi |